Karşınızdan iki kişi kavga ederek üstünüze geliyor. Gürültü, patırtı, vaveyla kavganın ortasında kalıyorsunuz. Kavga bitiyor. Neden sonra, olayın şaşkınlığını atlatınca ceplerinizin boşaltıldığını anlıyorsunuz. Aslında o iki kişi kanka, kavga etmediler. O iki kişi ceplerinizi boşaltmak için size özel düzmece Tufan yarattılar. Bu bir gasp, hırsızlık yöntemi. Polis literatüründe bunun bir tabiri de var ama hatırlayamadım.
1980 li yıllarda Abdullah Öcalan Mesut Barzani ile anlaştı, kamplarını Kuzey Irak'a taşıdı. Takibeden yıllarda Sıkı Yönetim Güneydoğu illerini kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece Güneydoğu Anadolu savaş alanı oldu. Doğu sorunu Güneydoğu sorunu oldu.
O günlerin birinde Ohal Bölge Valisi Hayri Kozakçıoğlu İstanbul Etiler Spor Tesislerinde bir brifing verdi. Sn. Kozakçıoğlu “İstediğimi vurdurabilir, soruşturmaya gerek yoktur diye dosyasını kapatabilirim.” “Basına önemli görevler düşüyor” dedi. Oturumu Hürriyet Başyazarı Sn. Oktay Ekşi yönetmişti. Bütün gazetelerin köşe yazarları, Sn. Doğu Perinçek, Sn. Altan Öymen gibi simalar, yabancı basından bazı kişiler, hepimiz oradaydık. Çok kısa geçiyorum: Sn. Güngör Mengi Sabah Gazetesi Başyazarı idi, brifingden sonra, takım arkadaşlarına “Gazetemde, Güneydoğunun G sini bile duymak bilmek istemiyorum” talimatını veriyordu....
Birleşmiş Milletler Göçmen Bürosu Hollandalı Başkanı Güneydoğudan o günler, bu çok fazla yorumu ile, 1 milyon 300 bin kişinin göç ettirildiğini duyuruyordu. Ben turizmciyim. Ohal'den önce Mardin ve Midyat Süryani, Nusaybin Nesturi şehirleri idi. Oralarda Kürt yoktu.
Bugün Mardin Kürt şehri, Ahmet Türk BDP Mardin Milletvekili. Devlet ile Kürtler çarpıştı, Süryaniler buharlaştı. Bu olayın yukarıdaki gasp yönteminden ne farkı var? Şaşkınlığımız geçmedi, göremiyoruz, bilmiyoruz.
Süryaniler Türk Bayrağı altında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti güvencesi altında yaşayan, vatani görevini yapan, vergisini veren, Türk vatandaşlarıydı. Ohal ilan edildi, Ohal kaldırıldı Süryaniler yok oldu. Oysa, o gün brifingden anlaşılan devletin terörü bitirme arzusu idi, devletin Güneydoğuda etnik temizliğe alet olacağı, Süryani mülklerinin Kürtlere verileceği anlaşılmıyordu. Kürtlerin kardeşimiz.
Filmi biraz geri saralım. Bizim Doğu sorunumuz vardı. Basit bişeydi, basit bişey bildik. Memurlar Doğuya gitmek istemezdi. Doğuda mecburi hizmet vardı. Sorun mecburi hizmet idi, Doğunun geri kalmışlığı idi. Doğuda Ermeniler varmış, Ermeniler sürülmüş, topraklarına Kürt kardeşlerimiz yerleşmiş. Bunları duymadık bilmedik. Ermeni yok, Kürt yoktu ki bilelim. Sadece biz sıradan vatandaşlar değil 30 yıl bu ülkede devletin tepesinde olmuş Sn. Demirel bile “Komünizm yıkıldı, orada bir Ermenistan olduğu ortaya çıktı” diyecek kadar Ermenilerin varlığından bihaberdi. Ermenilerden boşaltılan topraklar burası Kürdistandır diye dayatılıyor göremiyor, kavrayamıyoruz. Kürtler kardeşimiz...
Kürtler kardeşimiz, Ermeniler değil olursa, adalet sağlanamaz, devletin meşruluğu tartışma konusu olur. Bayrağı altında bulundurduğu vatandaşlarının mülkünü mahremiyetini korumak o devletin onuru olmalıdır.
Filmi biraz daha geri saralım:
İnsan onuru çıkılmıştır, Dağ devletindir, bundan böyle devlet otoritesi esastır. Ermeni yoktur (Ermenice yasaklanmış, Rusça Resmi dil ilan edilmiştir). Yıl 1829. Bu kısmın kitabı var, ayrıca kitaplar konusu.
Anayasa yapılamıyor... Anayasa var, Dağın kellesinde yazılı, tüm insanlık için var.
İnsan onuru, mülkiyet, konut, aile kutsanmıştır, kutsaldır, mahremdir, dokunulamaz. Devlet vatandaşın onurunu, mülkünü, mahremiyetini akorumakla mükelleftir.
İstinadı Gemidir, Ararat'ın çıkılmazlığı, kutsiyeti, ulaşılamazlığıdır.
Anayasa yapmanın yolu, yöntemi de var:
“1982 Ağrı Dağı Resmi Turizm Protokolü” devletin bütün kurumlarının katılımlarıyla, 10 sene uygulanmaya çalışılmış resmi bir protokoldür. Bu protokol meclise gelecek, “Resmi Görüş”ün çelişkisi (aymazı, imkansızlığı) görülecek, Anayasanın istinadı ortaya çıkacak. Ulvi Kanun anayasa olacak.
İnsanların öğrenme ihtiyacı için Dağ ziyaret edilebilir olacak, turizmle oralar kabeye eş değer huzura refaha bolluğa kavuşacak.
Kaynakça:
Reise zum Ararat, Prof. Parrot, Berlin 1834
Ararat'ın İtibarı, Mustafa Bilgili, İstanbul 2009 (Nuhun Dağı ve Ağrı Dağı'na Yolculuk aynı kitabın daha önceki baskıları).
1980 li yıllarda Abdullah Öcalan Mesut Barzani ile anlaştı, kamplarını Kuzey Irak'a taşıdı. Takibeden yıllarda Sıkı Yönetim Güneydoğu illerini kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece Güneydoğu Anadolu savaş alanı oldu. Doğu sorunu Güneydoğu sorunu oldu.
O günlerin birinde Ohal Bölge Valisi Hayri Kozakçıoğlu İstanbul Etiler Spor Tesislerinde bir brifing verdi. Sn. Kozakçıoğlu “İstediğimi vurdurabilir, soruşturmaya gerek yoktur diye dosyasını kapatabilirim.” “Basına önemli görevler düşüyor” dedi. Oturumu Hürriyet Başyazarı Sn. Oktay Ekşi yönetmişti. Bütün gazetelerin köşe yazarları, Sn. Doğu Perinçek, Sn. Altan Öymen gibi simalar, yabancı basından bazı kişiler, hepimiz oradaydık. Çok kısa geçiyorum: Sn. Güngör Mengi Sabah Gazetesi Başyazarı idi, brifingden sonra, takım arkadaşlarına “Gazetemde, Güneydoğunun G sini bile duymak bilmek istemiyorum” talimatını veriyordu....
Birleşmiş Milletler Göçmen Bürosu Hollandalı Başkanı Güneydoğudan o günler, bu çok fazla yorumu ile, 1 milyon 300 bin kişinin göç ettirildiğini duyuruyordu. Ben turizmciyim. Ohal'den önce Mardin ve Midyat Süryani, Nusaybin Nesturi şehirleri idi. Oralarda Kürt yoktu.
Bugün Mardin Kürt şehri, Ahmet Türk BDP Mardin Milletvekili. Devlet ile Kürtler çarpıştı, Süryaniler buharlaştı. Bu olayın yukarıdaki gasp yönteminden ne farkı var? Şaşkınlığımız geçmedi, göremiyoruz, bilmiyoruz.
Süryaniler Türk Bayrağı altında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti güvencesi altında yaşayan, vatani görevini yapan, vergisini veren, Türk vatandaşlarıydı. Ohal ilan edildi, Ohal kaldırıldı Süryaniler yok oldu. Oysa, o gün brifingden anlaşılan devletin terörü bitirme arzusu idi, devletin Güneydoğuda etnik temizliğe alet olacağı, Süryani mülklerinin Kürtlere verileceği anlaşılmıyordu. Kürtlerin kardeşimiz.
Filmi biraz geri saralım. Bizim Doğu sorunumuz vardı. Basit bişeydi, basit bişey bildik. Memurlar Doğuya gitmek istemezdi. Doğuda mecburi hizmet vardı. Sorun mecburi hizmet idi, Doğunun geri kalmışlığı idi. Doğuda Ermeniler varmış, Ermeniler sürülmüş, topraklarına Kürt kardeşlerimiz yerleşmiş. Bunları duymadık bilmedik. Ermeni yok, Kürt yoktu ki bilelim. Sadece biz sıradan vatandaşlar değil 30 yıl bu ülkede devletin tepesinde olmuş Sn. Demirel bile “Komünizm yıkıldı, orada bir Ermenistan olduğu ortaya çıktı” diyecek kadar Ermenilerin varlığından bihaberdi. Ermenilerden boşaltılan topraklar burası Kürdistandır diye dayatılıyor göremiyor, kavrayamıyoruz. Kürtler kardeşimiz...
Kürtler kardeşimiz, Ermeniler değil olursa, adalet sağlanamaz, devletin meşruluğu tartışma konusu olur. Bayrağı altında bulundurduğu vatandaşlarının mülkünü mahremiyetini korumak o devletin onuru olmalıdır.
Filmi biraz daha geri saralım:
İnsan onuru çıkılmıştır, Dağ devletindir, bundan böyle devlet otoritesi esastır. Ermeni yoktur (Ermenice yasaklanmış, Rusça Resmi dil ilan edilmiştir). Yıl 1829. Bu kısmın kitabı var, ayrıca kitaplar konusu.
Anayasa yapılamıyor... Anayasa var, Dağın kellesinde yazılı, tüm insanlık için var.
İnsan onuru, mülkiyet, konut, aile kutsanmıştır, kutsaldır, mahremdir, dokunulamaz. Devlet vatandaşın onurunu, mülkünü, mahremiyetini akorumakla mükelleftir.
İstinadı Gemidir, Ararat'ın çıkılmazlığı, kutsiyeti, ulaşılamazlığıdır.
Anayasa yapmanın yolu, yöntemi de var:
“1982 Ağrı Dağı Resmi Turizm Protokolü” devletin bütün kurumlarının katılımlarıyla, 10 sene uygulanmaya çalışılmış resmi bir protokoldür. Bu protokol meclise gelecek, “Resmi Görüş”ün çelişkisi (aymazı, imkansızlığı) görülecek, Anayasanın istinadı ortaya çıkacak. Ulvi Kanun anayasa olacak.
İnsanların öğrenme ihtiyacı için Dağ ziyaret edilebilir olacak, turizmle oralar kabeye eş değer huzura refaha bolluğa kavuşacak.
Kaynakça:
Reise zum Ararat, Prof. Parrot, Berlin 1834
Ararat'ın İtibarı, Mustafa Bilgili, İstanbul 2009 (Nuhun Dağı ve Ağrı Dağı'na Yolculuk aynı kitabın daha önceki baskıları).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder