23 Haziran 2013 Pazar

2 PENNY


Lütfen dikkat: İstasyon ve araçlarımızda sigara içmek kesinlikle yasaktır.
Lütfen dikkat; Sarı çizgiyi geçmeyiniz.
Lütfen dikkat: Orta kısımlara ilerleyiniz, lütfen dikkat kapılara yanaşınız, ceplerinize dikkat ediniz, isytasyon görevlilerine bildiriniz, inmeleri gerekmektedir, binmeleri gerekmektedir. Lütfen dikkat, Lütfen dikkat. 8 istasyonluk yolda 20 kusur emir talimat...

Telefonum çalıyor, alel acele bulup açıyorum. Arayan bir bant kaydı; Bilmem ne satcısı bilmem neyin reklamını yapıyor. Kimsenin beni böyle taciz etmeye hakkı yok. Bunu birisine söyleyebilmem lazım. Özel hayatım korunmalı, özel telefonum istemim dışında kullanılamamalı. Kime şikayet edebilirim. Arayan Sağlık Bakanlığı Sigarayı Bıraktırma Hattı.

Sigara içmiyorum, sarı çizgiyi geçmiyorum. Orta kısma yanaşmam gerekiyorsa görüyorum. Anaokuluna giden bebe değilim, nerede inmem, neye binmem gerektiğini biliyorum.
Yeteeeeer. Yeter...
Taciz ediyorsunuz.
Allah aşkına kesin artık şunu.

Taksim benim için bu demek.
Taciz ediyorsunuz.
Yeter.

İstasyon ve araçlar AKP ikdidarının malı değildir, halkın vergileri ile yapılmış, halkın malıdır. Araçlarda değil, “Araçlarımızda” sigara içmek yasaktır. O kadarda naziklerki inanılmaz. Tramvay kırmızı ışıkta duruyor, anons ediliyor: Sinyalimiz kapalı olduğundan durmaktayız, gecikmeden dolayı özür dileriz.

Arkadaşınıza bir şey söyüyorsunuz, söyleyemezsiniz, o an bişey düşünüyorsunuz düşünemezsiniz. Dan ding don anons yapılacağının uyarı sesi: Kırmızı yanıyor özür dileriz. Var mı böyle bişey? Çapulcular iş başına gelmiş ne oldum delisi olmuş.

İstasyona bir yerden bir yere gitmek için gidiyorum, emir talimat almaya, vaaz dinlemeye değil. Kulak tırmalayan dangırtı sesinden, ardı arkası gelmeyen emir ve talimatlardan gına geldim.

Istanbul Ulaşıma yazdım, anonsların rahatsız edici olduğunu bildirdim. Anonsları daha da artırdılar.

Amerikan Özgürlük savaşı 2 Penny lik zam yüzünden başladı, Amerika'nın özgürleşmesi ve Amerikan Özgürlük Bildirgesi'nin yayınlanması ile sonuçlandı. Amerikan Özgürlük hareketinden bir kaç yıl sonra Avrupa'da Fransız İhtilali oldu.

Taksim olayları bir tek şekilde durabilir. “Taksim Özgürlük Bildirgesi” yayınlanması ile.

Sn. Başbakan buyursun, Taksim olaylarını fırsata çevirsin.
İki ayyaşın yaptığı anayasanın yerine kendi yaptığı anayasayı Taksim'de ilan etsin.

“Islamiyet benim yaşam biçimim” Bir zamanlar birey hak ve özgürlükleri ile karşıma gelen Tayyip Erdoğan'a oyumu verdim. Sn. Başbakan o gün kendisine yapılmasını istemediği şeyleri bugün başkalarına yapmasın.

Fatih 600 yıl önce ferman buyurmuş:
“Tebaam dilinde, dininde, yaşam biçiminde özgürdür”
Fatih Fermanının açılımı olan bir anayasa ilan edilsin.
Alman Anayasasının birinci maddesinin içini dolduran bir anayasa ilan edilsin. (*)

Yaptığı anayasayı milletce okuyalım inceleyelim katkı verelim, onaylayalım.

Lütfen dikkat: Halkın birikmiş rahatsızlıklarını, bunlar camide içki içiyorlar vs biçimlerde din düşmanlığı gibi göstermek tehlikeli ve yasaktır.

(*) “İnsanın onur ve haysiyeti dokunulmazdır. Tüm devlet erki ona saygı göstermek ve onu korumakla yükümlüdür”


14 Haziran 2013 Cuma

YÜZDE 99 MÜSLÜMAN ÜLKE


Hz. Muhammed akar su ile yiykanmayı emretmiş.
Hz. İsa çaput parçasıyla silinmeyi buyurmuş.

Taharet musluğundan suyu açar, tuvalet kağıdı ile kurulanıp çıkarız.

Çok eşlilik Hz. Muhammed öğretisidir
Tek eşlilik Hz. Nuh öğretisidir.

Namazımız, niyazımız, orucumuz, haccımız Hz. Muhammed öğretilerine göredir.
Ancak evlilikte Hz. Nuh öğretisi olan tek eşlilik yasaldır.

Şeriat Hz. Muhammed öğretisinin devlet düzenidir.
Laiklik Hz. Nuh öğretilerine dayanır.

1829 da dağ devletleştirip mülkiyet inkar edilmiş, böylece laiklik dinsizlikle özdeşmiş ise de aslı “İnsan Onuru” dur, “Tanrı buyruğudur”, Ulvi bir kanuna bağlıdır (1).

“Ahirette iman dünyada mekan.”
Laiklik “ insan onurudur”, dünyada mekandır “Mülk adaletin temelidir”.

Sn. Başbakan'ın bir zamanlar “İslamiyet benim yaşam biçimimdir” beyanı, kendi inancıdır, saygı duyulması gerekir, saygı değerdir. Sn. Başbakan'ın bir kaç hafta önce söylediği “Türkiye Yüzde 99 müslüman ülkedir” Taraflı bir görüştür, adalet sağlamaz. (2)

Yüzde 99 müslümanın yüzde kaçı sunni, yüzde kaçı alevidir?
Hangi cemaatin iradesi Sunnilerin çoğunluğunu temsil ediyor?
Diğer cemaatlerin, diğer meshep veya inançların hakkı hukuku bu düzenin neresindedir?

Türkiye Laiktir, vatandaş hukuku yasaldır.

Devlet vatandaşının dinine, ırkına kökenne bakmaksızın insan onurunu, mülkümü mahremiyetini korumakla mükelleftir.

T.C. nin başbakanı laik ve insan hak ve hürriyetlerine saygılı olmak zorundadır.

...ve kutubihi, ve resulihi...

(1) “.......melek, insanların öğrenme ihtiyacına karşılık Gemi'nin parçasını verir......”  Burası ülkemize bir kabedir.
Türkiye, Ağrıdağı'nda “İdeolojik Turizm”i denedi. Belki 10 belki 50 yıl daha sonra “İnsan Onuru” nun istinadı insanlığın ziyaretine açılabilecek, tüm insanlığın kabesi olacaktır.

(2) Tehcir kanunu ile Ermeniler, 6-7 Eylül olayları ile Rumlar, Ohal kanunu ile Süryaniler sürülmüştür. Devlet bayrağı altında bulunduğu, kimlik verdiği vatandaşlarının hakkını hukukunu korumamış, koruyamamıştır. Devlet halen onurlu ve adil devlet olamamıştır.



26 Nisan 2013 Cuma

KÜRTLER VE KÜRDİSTAN -2



Şimdi gelelim Türkiyeli Kürtlere.

“Mademki siz kendinize biz Kürdüz dersüz, ben de buralara Kürdistan derum”. 

1500 lü yıllar. Burası Çaldıran, Doğubeyazıt, İran sınırı boyu. 

Ermeniler ve Kürtler Nuh ailesidir (İmran suresi 33.), seçilmiş ailedir, Dağın öğretileri onlar eliyle öğrenilir. Dağ Ermenilere göre dünyanın anası; Kürtlere göre Allahın gazabıdır. Ermenilere göre Gemi; Kürtlere göre Tufan esastır. Ermeniler nasihat, Kürtler müsibettir. Kürtler, Türklerden ziyade Ermenilerin kardeşidir, iddialı millettir, T.C. içinde zümre olarak kalamazlar.

1829 yılında bu iki unsura üçüncü unsur eklendi, Dağ devletleştirilerek, insanlığın dağı oldu (Devlet otoritesi çıkılamaz, “Resmi Görüş”tür, hukukun istinadıdır, çelişkilidir, kendini inkar eder ama tashih edilip düzeltilecektir. Dağ insanlığın dağıdır).

Hoşap Kalesi, Van Kalesi, Isak Paşa Sarayı. Van – Erivan – Nachçivan ekseninde, Kürtlerin Ermenistan Nahcivan arası (Tufan Gemiyi aşmamalı) bir yurtları (mekanları) olması gerekir. Kürtler orada kendi üniversitelerini kurabilir, özgün kimliklerini geliştirebilirler. Türk – Kürt kimlik çatışması önlenir. Kuzey Kıbrıs, Kuzey Irak, Nahçivan özerk bölgesi benzeri bir çözüm.

Tehcir kanunu ile Kürtler sınırlarını Ermenilerden boşaltılan topraklara genişletmiş; Ohal kanunu ile Süryaniler sürülmüş, Kürtler sınırlarını Güneydoğuyu da kapsayacak şekilde genişletmişlerdir. 

Devlet aracılığı ile sistemli olarak Kürtler lehine etnik temizlik yapılan bu bölgeler Kürdistan coğrafyası sayılırsa kirli barış olur ve zaten yürümez. Devlet çok fazla Kürtlerin yönlendirmesindedir, onurlu devlet olamamıştır. Türk – Kürt kardeşliği tezi üzerlerine anayasa yapmak, düzen oturtmak mümkün değildir.

Kürtler kendi bölgeleride, kendi bayrakları altında, kendi kimliklerini oluşturarak, kendi ayakları üstünde durabilen millet olabilirler.

Barış içinde ayrılmayı konuşalım.

Bu yazı yok hükmündedir. Masal okudum kabul edin. Ben 30 sene önce bu nafile mücadeleyi verdim. Belki 10 sene sonra, toplumun bütün kesimleri travmalar geçirdikten nice zaman sonra, kardeşlik tezinin nafile çaba olduğu görülecektir. Çünkü bu çabada  Ararat'ta turizm yapma imkanının İ si yok. Ne demekse?

İnsan onuru, mülkiyet, konut, aile kutsanmıştır, kutsaldır, mahremdir, dokunulamaz. Devlet vatandaşın onurunu, mülkünü, mahramiyetini korumakla mükelleftir. 

Ararat'ın kafasında yazılıdır,  “İnsanlığın Anayasa”sıdır...


25 Nisan 2013 Perşembe

KÜRTLER VE KÜRDİSTAN -1


Öncelikle belirtelim iki farklı Kürdistan var.  

“Mademki siz kendinize biz Kürdüz dersüz, ben de buralara Kürdistan derum”.

Birisi, Yavuz Sultan Selim Han'ın betimlediği, Türkiyeli Kürtlerin Kürdistan dediği topraklar; Diğeri, 36. paralelin kuzeyi, Barzani'nin Kürdistanı.

Bu iki Kürdistan'ın Kürtleri siyah ile beyaz kadar bir birinden farklıdır. Bu yalnızca bir benzetme değildir, gerçekten öyledir. Kuzey Iraklı Kürtlerin arabaları beyazdır. Türkiyeli Kürtler ise beyaz arabaya binmez, arabaları siyahtır. İki ayrı peygamberin öğretileri söz konusudur. Iraklıların Gemisi Reşko'da (Galyaşin - Nur Buzulu, Galyanu – Nuh Buzulu), Türkiyelilerinki Ağrı'dadır. Kuzey Irak Kürtleri de bi bakıma Anadolu kökenli sayılırlar (Sn. Talabani'nin emekli olunca Istanbul'da yaşamak istiyorum demesi Kalhedon -Kadıköy- bağlantısının bir tezahürü olmalıdır. Buraları çok açmaya  gerek yok, zaten konumuz Irak Kürtleri değil). 

Bu iki Kürdistan'ın birleşmesi bir zamanlar Türklerin “Turan”cılığı gibi bir ütopyadır. Yani, “Büyük Kürdistan” teorilerinin istinadı yoktur. Her birini kendi içinde değerlendirmek lazım. Bazı ortak değerleri var tabii, Türkler ile Azerilerin veya Türkmenlerin de var. Dilleri İndo-German dil gurubu kökenlidir. Kürtçe ile Almanca aynı dil gurubundandır, Türkçe ile Macarca ve Japoncanın ayni dil gurubundan olduğu gibi. İkisi de kendi bölgelerine Kürdistan diyor vesaire. 

K. Irak Kürtleri Türkiyeli Kürtlere göre her bakımdan çok öndeler ve K.Irak'ta Kürdistan özlemi had safhadadır. Kısacası, Iraklı Kürtler devlet olup Kürdistan kelimesini uluslar arası camiada kendi üzerlerine tescil edecek gibi gözüküyorlar. 

Şimdi gelelim Türkiyeli Kürtlere.

Bu kısmı gelecek yazıya bırakalım, yazı çok uzun olmasın.

21 Nisan 2013 Pazar

RADYO ERİVAN

Soru: Amerika’da cüce var mı?
R.E. Var ama bizimkiler daha büyük.

Soru: Amerika’da herkesin arabası varmış, doğru mu?
R.E. Var ama bizim park yerimiz daha çok.

Soru: Erkeklerin çocuğu olur mu?
R.E. Olmaz ama insanlar bunu hep deniyor.

Almanya’da yayınlanmış Ermenileri horlayan, bu takım kitaplar vardır. İnternette, Radio Eriwan diye aratırsanız “Fragen an Radio Eriwan, Eriwan Witze” vs başlıklar altında, Laz fıkraları gibi anonim üretilmiş, pek çok materyal bulabilirsiniz.

Ermeniler ile Türklerin, Kürtlerin, Azerilerin ortak tarihleri vardır, dostluklarının veya sürtüşmelerinin olması doğaldır. Fakat Almanya nere, Ermenistan nere?  Almanların Ermenilerden alıp veremediği nedir?

Yıl 1829, Rus Almanı Prof. Parrot Ararat çıkılmıştır diyor.   Ermeniler Nuhun Dağının çıkılmazlığına inanıyor. Ermeni okulları kapatılıyor, Ermenice yasaklanıyor. Tarihin karanlık yüzü; komünizm inanç olmuştur. Klavuz Alman profesörler…
70-80 yıl sonra, benzer şeyler dağın bu tarafında oluyor.   Tehciri İttihatçılara Almanlar empoze ediyor. O tarihlerde Osmanlı genelkurmayı Alman paşaların elinde. Yiğit Bulut bir programında değindi,  tehcirde bütün belgelerin altında Alman paşaların imzası var.   Tehcirin fikir babası, tehcir kararını aldıran ve uygulayan Almanlardır.

Ülkemizde dağcılığa meraklı  3-5 kişi Prof. Parrot'u Dağa ilk çıkan kişi olarak bilir. Bunun dışında  ülkemizde Parrot'un kitabı ve kim olduğu bilinmez. Oysa Prof. Parrot devletçiliğin paygamberidir.   Komünizm, devletcilik, yeni versiyonu ile Avrupa Birliği ideolojileri, Prof. Parrot inancına dayanır, Alman   patentlidir.  Bizdeki adıyla Devletçilik “Resmi Görüş” çelişkilidir, hukuk oturmaz, devlet kendini fesheder. T.C. nin bekası yoktur.

1829 insanlık tarihinde dönüm noktasıdır.
Almanların Ermenilerden alıp veremediği nedir? Biraz anlaşılıyor mu, bilmiyorum.

Gariptir. Komünizmin mucidi ve Avrupa Birliği ile halen en büyük uygulayıcısı olan Almanlar,  Ermenilerin şahsında komünizmi ti ye alarak komünizmin mucidi ve savunucusu Ermeniler olduğunu sanırlar.

Radio Eriwan’a bi göz atın, parlak espriler de bulabilirsiniz.

Soru: Şimdi, Rus vatandaşlarının ev eşyalarını internetten ısmalayabildikleri doğru mu?
R.E. Doğru, teslimat da internetten yapılıyor.

19 Nisan 2013 Cuma

5 ELMA İLE 2 ARMUT KAÇ EDER


5 elma ile 2 armut kaç eder.

Herkesin bildiği basit bir matematik kuralıdır: Elma ile armut toplanmaz.

Ancak devlete göre toplanıyor; Devlete göre 5 elma ile 2 armut 7 elma yapıyor. Armut yoktur. Armut dediğin, elmanın kart kurt halidir vesaire. Kürtlere göre de elma ile armut, kerhen de olsa, toplanabiliyor.

Ortak akıl silah susmalı, barış konuşulmalı diyor. Barışı konuşuyoruz.

“Resmi Görüş” Kürt yoktur diyordu. Sivil Otorite Kürtler kardeşimizdir diyor. Kürt kim, ne, hani nerede? Onlar Kürt değil ki, onlar kardeşimiz. Kürt yoktur demekle Kürtler kardeşimizdir demek aynı şey. Batı cephesinde, “Resmi Görüş”te değişen yok.

Eskiden dağların yamaçlarında “At, vur, öğün” yazılıydı. Kim kimi niye vursundu, neden öğünsündü? Bugün karakolların duvarlarında “Hedef olma, hedef küçült” yazılı. Kim kimden dolayı hedef küçültsün, kime hedef olmasın? Doğu cephesinde “Resmi Görüş”te değişen yok.

Serok Apo'nun 30 bin silahlı adamı vardı. Barış olmazsa 50 bin kişiyle geri döneriz diyorlar. Silahlı mı, silahsız mı çıksınlar mış? 2 bin kişi çıksa ne olur, çıkmasa ne olur? Eskiden devlet terörist ile masaya oturmazdı, şimdi Kürtler oturuyormuş gibi gözüküyor. Özde değişen yok.

“Resmi Görüş” kendine ters, tashihe muhtaç bir inançtır. Türk – Kürt kardeşliği Ağrı Dağı'nın gaspı üzerine kurulu, nafile çabadır.

Doğuda hep farklı olgu vardı, hep var olacak. Kürtler kardeşimizdir tezi üzerine, anayasa yapmak, düzen oturtmak mümkün değil.

Barış konuşuluyor muş gibi yapmayalım. Gelecek yazımda Kürtler ve Kürdistanı konuşalım. Barışı konuşalım.

11 Nisan 2013 Perşembe

KÜRTLER KARDEŞİMİZ - ERMENİLER DEĞİL

Karşınızdan iki kişi kavga ederek üstünüze geliyor. Gürültü, patırtı, vaveyla kavganın ortasında kalıyorsunuz. Kavga bitiyor. Neden sonra, olayın şaşkınlığını atlatınca ceplerinizin boşaltıldığını anlıyorsunuz. Aslında o iki kişi kanka, kavga etmediler. O iki kişi ceplerinizi boşaltmak için size özel düzmece Tufan yarattılar. Bu bir gasp, hırsızlık yöntemi. Polis literatüründe bunun bir tabiri de var ama hatırlayamadım.

1980 li yıllarda Abdullah Öcalan Mesut Barzani ile anlaştı, kamplarını Kuzey Irak'a taşıdı. Takibeden yıllarda Sıkı Yönetim Güneydoğu illerini kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece Güneydoğu Anadolu savaş alanı oldu. Doğu sorunu Güneydoğu sorunu oldu.

O günlerin birinde Ohal Bölge Valisi Hayri Kozakçıoğlu İstanbul Etiler Spor Tesislerinde bir brifing verdi. Sn. Kozakçıoğlu “İstediğimi vurdurabilir, soruşturmaya gerek yoktur diye dosyasını kapatabilirim.” “Basına önemli görevler düşüyor” dedi. Oturumu Hürriyet Başyazarı Sn. Oktay Ekşi yönetmişti. Bütün gazetelerin köşe yazarları, Sn. Doğu Perinçek, Sn. Altan Öymen gibi simalar, yabancı basından bazı kişiler, hepimiz oradaydık. Çok kısa geçiyorum: Sn. Güngör Mengi Sabah Gazetesi Başyazarı idi, brifingden sonra, takım arkadaşlarına “Gazetemde, Güneydoğunun G sini bile duymak bilmek istemiyorum” talimatını veriyordu....

Birleşmiş Milletler Göçmen Bürosu Hollandalı Başkanı Güneydoğudan o günler, bu çok fazla yorumu ile, 1 milyon 300 bin kişinin göç ettirildiğini duyuruyordu. Ben turizmciyim. Ohal'den önce Mardin ve Midyat Süryani, Nusaybin Nesturi şehirleri idi. Oralarda Kürt yoktu.

Bugün Mardin Kürt şehri, Ahmet Türk BDP Mardin Milletvekili. Devlet ile Kürtler çarpıştı, Süryaniler buharlaştı. Bu olayın yukarıdaki gasp yönteminden ne farkı var? Şaşkınlığımız geçmedi, göremiyoruz, bilmiyoruz.

Süryaniler Türk Bayrağı altında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti güvencesi altında yaşayan, vatani görevini yapan, vergisini veren, Türk vatandaşlarıydı. Ohal ilan edildi, Ohal kaldırıldı Süryaniler yok oldu. Oysa, o gün brifingden anlaşılan devletin terörü bitirme arzusu idi, devletin Güneydoğuda etnik temizliğe alet olacağı, Süryani mülklerinin Kürtlere verileceği anlaşılmıyordu. Kürtlerin kardeşimiz.

Filmi biraz geri saralım. Bizim Doğu sorunumuz vardı. Basit bişeydi, basit bişey bildik. Memurlar Doğuya gitmek istemezdi. Doğuda mecburi hizmet vardı. Sorun mecburi hizmet idi, Doğunun geri kalmışlığı idi. Doğuda Ermeniler varmış, Ermeniler sürülmüş, topraklarına Kürt kardeşlerimiz yerleşmiş. Bunları duymadık bilmedik. Ermeni yok, Kürt yoktu ki bilelim. Sadece biz sıradan vatandaşlar değil 30 yıl bu ülkede devletin tepesinde olmuş Sn. Demirel bile “Komünizm yıkıldı, orada bir Ermenistan olduğu ortaya çıktı” diyecek kadar Ermenilerin varlığından bihaberdi. Ermenilerden boşaltılan topraklar burası Kürdistandır diye dayatılıyor göremiyor, kavrayamıyoruz. Kürtler kardeşimiz...

Kürtler kardeşimiz, Ermeniler değil olursa, adalet sağlanamaz, devletin meşruluğu tartışma konusu olur. Bayrağı altında bulundurduğu vatandaşlarının mülkünü mahremiyetini korumak o devletin onuru olmalıdır.

Filmi biraz daha geri saralım:
İnsan onuru çıkılmıştır, Dağ devletindir, bundan böyle devlet otoritesi esastır. Ermeni yoktur (Ermenice yasaklanmış, Rusça Resmi dil ilan edilmiştir). Yıl 1829. Bu kısmın kitabı var, ayrıca kitaplar konusu.

Anayasa yapılamıyor... Anayasa var, Dağın kellesinde yazılı, tüm insanlık için var.

İnsan onuru, mülkiyet, konut, aile kutsanmıştır, kutsaldır, mahremdir, dokunulamaz. Devlet vatandaşın onurunu, mülkünü, mahremiyetini akorumakla mükelleftir.

İstinadı Gemidir, Ararat'ın çıkılmazlığı, kutsiyeti, ulaşılamazlığıdır.

Anayasa yapmanın yolu, yöntemi de var:

“1982 Ağrı Dağı Resmi Turizm Protokolü” devletin bütün kurumlarının katılımlarıyla, 10 sene uygulanmaya çalışılmış resmi bir protokoldür. Bu protokol meclise gelecek, “Resmi Görüş”ün çelişkisi (aymazı, imkansızlığı) görülecek, Anayasanın istinadı ortaya çıkacak. Ulvi Kanun anayasa olacak.

İnsanların öğrenme ihtiyacı için Dağ ziyaret edilebilir olacak, turizmle oralar kabeye eş değer huzura refaha bolluğa kavuşacak.

Kaynakça:
Reise zum Ararat, Prof. Parrot, Berlin 1834
Ararat'ın İtibarı, Mustafa Bilgili, İstanbul 2009 (Nuhun Dağı ve Ağrı Dağı'na Yolculuk aynı kitabın daha önceki baskıları).



26 Mart 2013 Salı

ANAYASA VE T.C. - KÜRT BARIŞI

Bir zamanlar Dağ Ermenilerin idi.
Ermeniler kardeşimiz idi.
Türk – Ermeni kardeşliği anısına Şişli'de, Kurtuluş'ta anıtlar dikildi.
Ermeniler “Teba-ı Sadıka” idi. Osmanlı'nın darphanesi, hazinesi, defterdarlığı, hariciyesi vesaire  en önemli en mahrem makamları “Sadık Teba”sının elinde idi.

1829 kırılma noktası (1)

Bugün Dağ Kürtlerin.
Kürtler kardeşimiz kabul ediliyor.
Henüz Türk – Kürt kardeşliği anısına anıtlar dikilmedi. Belki Kürtler elektrik faturalarını ödeyen, T.C. nin uyumlu ve sadık vatandaşları olacaktır. Belki Türk – Kürt kardeşliği anısına anıtlar dikilecek, “Et tırnaktan ayrılmaz, biz ayrılamayız” antları içilecektir. Nafile.

Bir kanun var; Ulvi Kanun. Türk – Kürt kardeşliği Ulvi Kanun'a uymuyor.
1829 da Ulvi Kanun iptal edildi, “kökü kazındı”. Komünizm (devletçilik) din oldu inancın yerini aldı. Asıl peygamberin yerine Prof. Parrot peygamber addedildi.

Prof. Parrot “Dağ onun için ve benim için aynı ölçüde değerli idi” dediği, “gün görmüş ve saygıdeğer” bulduğu 95 yaşındaki Etşimiadzin Manastırı Patriği'nin hayır dualarını alır.
Prof. Parrot Dağa ortak olur. Doğrudur. Dağ insanlığın dağıdır.

Ararat hakkında yazılmış pek çok kitap var. Temel kitap: Reise zum Ararat, Prof. Parrot, Berlin 1834. Bu kitap insalığın kaderine hükmetmiştir. Bu kitapta iddia edilenler resmi görüş kabul edilmiştir, halen devletlerin inancıdır, resmi görüştür. Ararat'ın İtibarı, Parrot inancının, turizm vesilesiyle, Dağa bire bir uygulanışıdır ve Parrot çelişkisini ortaya koyar.

1982 de bir protokol ile Dağ turizme açıldı. Genelkurmay Başkanlığından MİT'e, İçişleri, Dışişleri, Tuzim Bakanlıklarına devletin bütün kurumları işin içinde idi, turistler, yerli ve yabancı basın, Amerikalı araştırmacılar hep oradaydık. Devlet otoritesinin çıkılmazlığı ile insan onurunun çıkılmazlığı, orada, Dağda, işin kaynağında, yüz yüze, karşı karşıya geldi.

Protokol her yıl, değişen günün koşullarına uyarlandı ve yeniden yayınladı. Protokol kısa zamanda 170 imza gerektiren eşi benzeri görülmemiş bir bürokrasiye; Turizm 10 yıl içinde kaosa ve teröre dönüştü ve Dağ kapandı.

1982 Turizm Protokolü neden, nasıl kaosa ve teröre dönüşmüştür.

Biz Prof. Parrot'u dağa ilk çıkan kişi olarak bildik (Wir standen auf dem Gipfel des Ararat um ein Viertel nach 3 Uhr des 27. Septembers 1829!). Dağ herhangi bir dağmışda ilk defa Prof. Parrot adında birisi çıkmış gibi. Öyle algıladık.

Prof. Parrotun aslında Rus İmparatorluğu devlet danışmanı (Anayasa Profesörü) olduğunu, Dağa diktiği tabela ile inancın yerine başka bir inanç – ideoloji dayattığını bilmedik. Parrot inancının resmi görüş olduğunu, biz Prof. Parrot inancına göre turizm yaptığımızı, Parrot inancının çelişkili olduğunu, Parrot inancına göre turizm yapmanın mümkün olmadığını, nafile uğraştığımızı, çok acı tecrübeyle anladık.

Prof. Parrot özde “devlet otoritesi çıkılamaz” diyor. Ancak “Ben çıktım” diyerek çıkılamaz dediği otoriteyi iptal (inkar) ediyor.

Prof. Parrot tabelasını Ahura'nın tepesine, Erivan'dan görülecek bir yere dikti.
Binbaşı Cevdet Sunay flamasını Doğubeyazıt'tan görülecek bir yere dikti.

Prof. Parrot'a göre, Ahura'nın tepesi zirvedir.
Binbaşı Cevdet Sunay'a göre, zirve sırtının Doğubeyazıt ucu zirvedir.

Prof. Parrot'a göre Ermenilerin Dağı çıkılmıştır, en yukarıda devlet vardır, bundan böyle Sovyetler Birliği'nin dağı çıkılamaz.
Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a göre Kürtlerin Dağı çıkılmıştır, en yukarıda devlet vardır, bundan böyle T.C. nin Dağı çıkılamaz.

1982 askeri vesayetli turizm protokolün yerine bugün TBMM nasıl bir yasal düzenleme getirecektir? O protokol meclise gelmelidir. Turizm Protokolünden “Sivil Anayasa” nın mefhumlarına ulaşılabiliniyor. Ulvi Kanun - Sivil Anayasa esastır. Kürt sorunu Sivil Anayasa'nın alt başlıklarından biridir.

Alman Anayasasının birinci maddesi: “İnsanın onur ve haysiyeti dokunulmazdır. Tüm devlet erki ona saygı göstermek ve onu korumakla yükümlüdür” der. Alman Anayasası böyle başlıyor, İnsanın onuru dokunulmazdır, devlet onu korumakla yükümlüdür. Bu madde Ulvi Kanun ile örtüşen, Ulvi Kanun'a en yakın maddedir.

Ancak maalesef bu madde sahte para gibidir, görüntüsü paraya benziyor fakat değeri yoktur. İnsan onuru, soyuttur, mülkiyet hakkı ve mahremiyete saygı ile geçerlilik kazanır. Alman Anayasasında mülkiyet hakkı, “Mülkiyet ve Kamulaştırma” başlığı altında “Mülkiyet yükümlülük doğurur. Mülkiyet hakkının kullanımı aynı zamanda toplumun yararına hizmet etmelidir” gibi özel mülkiyeti reddeden ifadelerle 14. sırada yer alır. Alman halkının büyük çoğunluğu mülkiyeti devlete ait olan evlerde kirada oturur. Alman halkı Alman devletinin kiracısıdır. Mülk devletindir. Çünkü kendisi bir Alman olan, Devletçiliğin Peygamberi mülkiyeti devlete veriyor (...General Paskewich Erivanski, silahının gücü ile, bu kutsal yeri mülkiyetine almıştır..... Böylece Dağ devletleştirilmiştir. Prof. Parrot kitabını yazarken kullandığı kelimeler bugün Almancada hukuk terimidir). Bir parantez daha. Almanya önderliğinde kurulan Avrupa Birliği, Sovyetler Birliğinin yeni bir versiyonudur, Prof. Parrot inancına dayanır, kaosa dönüşüp kendini feshedecektir.

***

Apo başlangıçta Ermenilerle birlikte hareket etti. Bana 100 milyon dolar lazım, Ermeniler yardım ederse Ermeniler için de çalışırım dedi. Apo'nun bu beyanatı gazetelerde, arşivlerde bir yerlerde vardır. Bu karar Kürtler için en doğru yol olabilirdi. Aslında, asırlardır sorun Ermeniler ile Kürtlerin birbirlerini kabul etmemeleri, Dağda anlaşamamaları idi. Böylece Ermeniler ve Kürtler aralarında anlaşabilirlerdi. Almanlar – Parrot'un müritleri – devreye girdi. “Nihayetinde aynı topraklar için çarpışıyorsunuz, Ermenilerden destek almayı bırakın” dendi. Apo Ermenilerle yollarını ayırdı. Apo 1982 de Barzani ile anlaştı, kamplarını Kuzey Irak'a taşıdı. Sıkıyönetiminde Güneydoğu illerini kapsayacak şekilde genişletilmesiyle de Doğu sorunu, Güneydoğu sorunu oldu (O günler Birleşmiş Milletler Göçmen Bürosu verilerine göre bir milyon üç yüz bin Türk vatandaşı yurt dışına göç ettirildi. Mardin Süryani şehri idi, Kürt şehri oldu). Barzani şimdi “Silah devri bitti, kendi içinizde anlaşın” diyor PKK dan rahatsızlığını dillendiriyor. Sayın Öcalan bugün “Kardeşlik Tezi”ne uyumlu yol haritaları hazırlamaya çalışıyor, barışı görmek istiyorum diyor.

Ahirette iman, dünyada mekan. Ararat “Dünyada mekan”dır. Kürtlerin kendilerine ait bir mekanları olması gerekir.

Hoşap Kalesi, Van Kalesi, Isak Paşa Sarayı. Van – Erivan – Nahçivan ekseninde, Kürtlerin Ermenistan Nahcivan arası (Tufan Gemiyi aşmamalı) bir yurtları (mekanları) olması gerekir. Kürtler orada kendi üniversitelerini kurabilir, özgün kimliklerini geliştirebilirler. Türk – Kürt kimlik çatışması önlenir. Kuzey Kıbrıs, Kuzey Irak, Nahçivan özerk bölgesi benzeri bir çözüm.
***

Dağın itibarı iade edilmiştir! Dağın kellesi yasaktır!
Bu ülke, bu meclis bunu yapabilir ve yapmak zorundadır.

St. Petersburg'un itibarının iade edildiği gibi Dağın da itibarının iade edilmesi lazım.

Herhangi bir şekilde, herhangi bir yönüyle Dağı göstermeye çalışıyorum. Ayrıca Dağın öğretileri var. “İnsanların öğrenme ihtiyacına karşılık”. “Kendi gözleri ile görmek”. Dağın ziyaret edilebilmesi, dağın öğretilerinin öğrenilebilmesi gerekiyor. Günümüzde bunun adı turizmdir.

Dağın çıkıldığı inandırıldı, çıkılamayacağı dayatıldı kabul ettirildi. Yani, Parrot inancına göre de Dağın çıkıldığı değil, çıkılmazlığı (devlet otoritesinin çıkılmazlığı) esastır. Ancak Paradoks sebebiyle otorite sağlanamıyor, devletin bekaası olmuyor. Protokolü var gücümüzle uygulamaya çalıştık. Nafileymiş göremedik. Aynı şeyleri tekrar ediyor olabilirim, anlatabildiğimden emin olamıyorum.

Parrot paradoksu tashih edilip, devlet otoritesinin çıkılmazlığı insan onurunun çıkılmazlığına endekslenmedikçe, cümlenin sağlaması; Nasıl bir anayasa yapılırsa yapılsın, Kürtlerle nasıl anlaşılırsa anlaşılsın, yapılacak anayasa, Kürtlerle yapılacak anlaşmalar Dağda turizm yapmaya müsait değilse, yapılacak anayasa, günün koşullarına uyarlanmış turizm protokolü hükmündedir, geçerliliği olmayacak nafile çabadır.

1982 anayasasını Askerler yaptı, kendileri için en iyi anayasayı yaptılar. Bir zaman sonra, aynı anayasa ile mahkum oldular. Demekki, Çar Nikola'nın emirleri veya Devlet Başkanı Kenan Evren'in kefaleti anayasa'ya istinat olamıyor.

Türk – Kürt kardeşliği de anayasaya istinat olamaz. Devlet Ermenileri kovar mülkünü Kürtlere verirse, Süryanileri kovup mülkünü Kürtlere verirse, başta Kürtler tarafından devletin meşruluğu tartışma konusu olur. Kürtlerin ne dediği biraz zor anlaşılıyor. Kürtler Dağ Kürtlerindir - Kürtlerin onuru, mülkü esastır - Devlet Kürtlerin emrinde olmalıdır diyor; Kürt milliyetçiliği merkezli Devlete ortaklık dayatılıyor.  Önceki yazımda da Van merkezli özerklik konuşulmalıdır dedim.

Ermelilerin Dağı (Masis) çıkılamaz denmiyor, Kürtlerin Dağı (Ağrı) çıkılamaz denmiyor. İnsanlığın Peygamberi İnsanlığın Dağı (Ararat) çıkılamaz diyor. Anayasanın istinadı Dağdır.

İnsan onuru, mülkiyet, konut, aile kutsanmıştır, kutsaldır, mahremdir, dokunulamaz. Devlet vatandaşın onurunu, mülkünü, mahramiyetini korumakla mükelleftir.

İstinadı Gemidir, Ararat'ın çıkılmazlığı, kutsiyeti, ulaşılamazlığıdır.

Devletin adı T.C. dir, F. Almanya Cumhuriyetidir. Dili Türkçedir, Almancadır....

“1982 Resmi Turizm Protokolü” meclise gelecek, Anayasanın istinadı ortaya çıkacak. Ulvi Kanun anayasa olacak.

İnsanların öğrenme ihtiyacı için Dağ ziyaret edilebilir olacak, Turizmle oralar Kabe'ye  eş değer huzura refaha bolluğa kavuşacak.

Saygılarımla,
Mustafa Bilgili
Ararat'ın İtibarı kitabının yazarı



(1) Ermeni düşmanlığımız yönlendirmedir.  Tehciri İttihatcılara Almanlar önermiş Tehciri Osmanlı ordusundaki Alman paşalar bizzat yönetmiştir. Tehcirin fikir babası, tehcir kararını aldıran ve uygulayan Almanlardır. Alman klavuzluğunda Ermenilere Dağın doğusunda yapılanlar, gene Alman klavuzluğunda Dağın batısında da yapılmıştır.