1990 yılında komünizm çöktü.
Ertesi yıl Genel Kurmay Başkanlığından bir beyanat duyuldu: Düşman Kuzeyden Güneydoğu’ya kaymıştır. Devlet Millet her şey bu beyanata göre şekillendi. Sıkıyönetim genişletildi Güneydoğu illeri sıkıyönetim kapsamına alındı, giderek Doğu illeri savaş alanı olmaktan çıktı, Güneydoğu savaş alanı oldu.
Almancada bir deyim vardır: Boyun ne tarafa çevrilirse göz onu görür. O güne kadar Rusya olan düşmanımız, o gün itibariyle Kuzey Irak oldu. Hiç kimse, hiç birimiz düşünemedik “Ne dandik düşmanımız var, bir günde tası tarağı topladı, Kuzeyden Güneydoğuya taşındı”. Bütün kalıplar Kuzey Irak’ın düşman olduğu politikasına dönüştü. Ancak konumuz bu değil.
1990 yılında Mardin Süryani şehri idi, Mardin de Kürt yoktu. Bugün Mardin de Süryani yok. Mardin Kürt şehri. Ahmet Türk Mardinli, Altan Tan Midyatlı oldular.
İki kuşak öncesine kadar Ermenistan olduğu ileri sürülen toprakların bugün Kürdistan olarak kabul edilmesi dayatılıyor.
Süryaniler, Ermeniler, bildiğimiz bilmediğimiz nice millet kovuldu sürüldü yok oldu. Kürtler kardeşimiz kabul edildi. Kürtler kültürel farklılığımız ve kültürel zenginliğimiz sayılıyor.
İki dil.
Bir devlet iki millet.
Kürtler kültürel zenginliğimiz.
Çözüm olur deniyor, çözüm olur sanılıyor.
Olmaz. Yürümez.
1982 yılında, Ağrı Dağında turizm olsun dendi.
Devlet olarak, millet olarak var gücümüzle Ağrı Dağında turizm olmasını istedik, denedik ama olmadı, yürümedi.
Bir gün Ağrı Dağı kabe gibi dünyanın en hareketli turizm merkezi olacaktır. Ama bizim olacağını sandığımız şekilde olmadı yürümedi.
Hangi sebeplerden Ağrı dağında turizm olmadı, yürümedi ise aynı sebeplerden;
İki dil,
Bir devlet iki millet,
Kürtler kültürel zenginliğimiz,
Olmayacak, yürümeyecek…
Mihenk taşı orada.