26 Nisan 2013 Cuma

KÜRTLER VE KÜRDİSTAN -2



Şimdi gelelim Türkiyeli Kürtlere.

“Mademki siz kendinize biz Kürdüz dersüz, ben de buralara Kürdistan derum”. 

1500 lü yıllar. Burası Çaldıran, Doğubeyazıt, İran sınırı boyu. 

Ermeniler ve Kürtler Nuh ailesidir (İmran suresi 33.), seçilmiş ailedir, Dağın öğretileri onlar eliyle öğrenilir. Dağ Ermenilere göre dünyanın anası; Kürtlere göre Allahın gazabıdır. Ermenilere göre Gemi; Kürtlere göre Tufan esastır. Ermeniler nasihat, Kürtler müsibettir. Kürtler, Türklerden ziyade Ermenilerin kardeşidir, iddialı millettir, T.C. içinde zümre olarak kalamazlar.

1829 yılında bu iki unsura üçüncü unsur eklendi, Dağ devletleştirilerek, insanlığın dağı oldu (Devlet otoritesi çıkılamaz, “Resmi Görüş”tür, hukukun istinadıdır, çelişkilidir, kendini inkar eder ama tashih edilip düzeltilecektir. Dağ insanlığın dağıdır).

Hoşap Kalesi, Van Kalesi, Isak Paşa Sarayı. Van – Erivan – Nachçivan ekseninde, Kürtlerin Ermenistan Nahcivan arası (Tufan Gemiyi aşmamalı) bir yurtları (mekanları) olması gerekir. Kürtler orada kendi üniversitelerini kurabilir, özgün kimliklerini geliştirebilirler. Türk – Kürt kimlik çatışması önlenir. Kuzey Kıbrıs, Kuzey Irak, Nahçivan özerk bölgesi benzeri bir çözüm.

Tehcir kanunu ile Kürtler sınırlarını Ermenilerden boşaltılan topraklara genişletmiş; Ohal kanunu ile Süryaniler sürülmüş, Kürtler sınırlarını Güneydoğuyu da kapsayacak şekilde genişletmişlerdir. 

Devlet aracılığı ile sistemli olarak Kürtler lehine etnik temizlik yapılan bu bölgeler Kürdistan coğrafyası sayılırsa kirli barış olur ve zaten yürümez. Devlet çok fazla Kürtlerin yönlendirmesindedir, onurlu devlet olamamıştır. Türk – Kürt kardeşliği tezi üzerlerine anayasa yapmak, düzen oturtmak mümkün değildir.

Kürtler kendi bölgeleride, kendi bayrakları altında, kendi kimliklerini oluşturarak, kendi ayakları üstünde durabilen millet olabilirler.

Barış içinde ayrılmayı konuşalım.

Bu yazı yok hükmündedir. Masal okudum kabul edin. Ben 30 sene önce bu nafile mücadeleyi verdim. Belki 10 sene sonra, toplumun bütün kesimleri travmalar geçirdikten nice zaman sonra, kardeşlik tezinin nafile çaba olduğu görülecektir. Çünkü bu çabada  Ararat'ta turizm yapma imkanının İ si yok. Ne demekse?

İnsan onuru, mülkiyet, konut, aile kutsanmıştır, kutsaldır, mahremdir, dokunulamaz. Devlet vatandaşın onurunu, mülkünü, mahramiyetini korumakla mükelleftir. 

Ararat'ın kafasında yazılıdır,  “İnsanlığın Anayasa”sıdır...


25 Nisan 2013 Perşembe

KÜRTLER VE KÜRDİSTAN -1


Öncelikle belirtelim iki farklı Kürdistan var.  

“Mademki siz kendinize biz Kürdüz dersüz, ben de buralara Kürdistan derum”.

Birisi, Yavuz Sultan Selim Han'ın betimlediği, Türkiyeli Kürtlerin Kürdistan dediği topraklar; Diğeri, 36. paralelin kuzeyi, Barzani'nin Kürdistanı.

Bu iki Kürdistan'ın Kürtleri siyah ile beyaz kadar bir birinden farklıdır. Bu yalnızca bir benzetme değildir, gerçekten öyledir. Kuzey Iraklı Kürtlerin arabaları beyazdır. Türkiyeli Kürtler ise beyaz arabaya binmez, arabaları siyahtır. İki ayrı peygamberin öğretileri söz konusudur. Iraklıların Gemisi Reşko'da (Galyaşin - Nur Buzulu, Galyanu – Nuh Buzulu), Türkiyelilerinki Ağrı'dadır. Kuzey Irak Kürtleri de bi bakıma Anadolu kökenli sayılırlar (Sn. Talabani'nin emekli olunca Istanbul'da yaşamak istiyorum demesi Kalhedon -Kadıköy- bağlantısının bir tezahürü olmalıdır. Buraları çok açmaya  gerek yok, zaten konumuz Irak Kürtleri değil). 

Bu iki Kürdistan'ın birleşmesi bir zamanlar Türklerin “Turan”cılığı gibi bir ütopyadır. Yani, “Büyük Kürdistan” teorilerinin istinadı yoktur. Her birini kendi içinde değerlendirmek lazım. Bazı ortak değerleri var tabii, Türkler ile Azerilerin veya Türkmenlerin de var. Dilleri İndo-German dil gurubu kökenlidir. Kürtçe ile Almanca aynı dil gurubundandır, Türkçe ile Macarca ve Japoncanın ayni dil gurubundan olduğu gibi. İkisi de kendi bölgelerine Kürdistan diyor vesaire. 

K. Irak Kürtleri Türkiyeli Kürtlere göre her bakımdan çok öndeler ve K.Irak'ta Kürdistan özlemi had safhadadır. Kısacası, Iraklı Kürtler devlet olup Kürdistan kelimesini uluslar arası camiada kendi üzerlerine tescil edecek gibi gözüküyorlar. 

Şimdi gelelim Türkiyeli Kürtlere.

Bu kısmı gelecek yazıya bırakalım, yazı çok uzun olmasın.

21 Nisan 2013 Pazar

RADYO ERİVAN

Soru: Amerika’da cüce var mı?
R.E. Var ama bizimkiler daha büyük.

Soru: Amerika’da herkesin arabası varmış, doğru mu?
R.E. Var ama bizim park yerimiz daha çok.

Soru: Erkeklerin çocuğu olur mu?
R.E. Olmaz ama insanlar bunu hep deniyor.

Almanya’da yayınlanmış Ermenileri horlayan, bu takım kitaplar vardır. İnternette, Radio Eriwan diye aratırsanız “Fragen an Radio Eriwan, Eriwan Witze” vs başlıklar altında, Laz fıkraları gibi anonim üretilmiş, pek çok materyal bulabilirsiniz.

Ermeniler ile Türklerin, Kürtlerin, Azerilerin ortak tarihleri vardır, dostluklarının veya sürtüşmelerinin olması doğaldır. Fakat Almanya nere, Ermenistan nere?  Almanların Ermenilerden alıp veremediği nedir?

Yıl 1829, Rus Almanı Prof. Parrot Ararat çıkılmıştır diyor.   Ermeniler Nuhun Dağının çıkılmazlığına inanıyor. Ermeni okulları kapatılıyor, Ermenice yasaklanıyor. Tarihin karanlık yüzü; komünizm inanç olmuştur. Klavuz Alman profesörler…
70-80 yıl sonra, benzer şeyler dağın bu tarafında oluyor.   Tehciri İttihatçılara Almanlar empoze ediyor. O tarihlerde Osmanlı genelkurmayı Alman paşaların elinde. Yiğit Bulut bir programında değindi,  tehcirde bütün belgelerin altında Alman paşaların imzası var.   Tehcirin fikir babası, tehcir kararını aldıran ve uygulayan Almanlardır.

Ülkemizde dağcılığa meraklı  3-5 kişi Prof. Parrot'u Dağa ilk çıkan kişi olarak bilir. Bunun dışında  ülkemizde Parrot'un kitabı ve kim olduğu bilinmez. Oysa Prof. Parrot devletçiliğin paygamberidir.   Komünizm, devletcilik, yeni versiyonu ile Avrupa Birliği ideolojileri, Prof. Parrot inancına dayanır, Alman   patentlidir.  Bizdeki adıyla Devletçilik “Resmi Görüş” çelişkilidir, hukuk oturmaz, devlet kendini fesheder. T.C. nin bekası yoktur.

1829 insanlık tarihinde dönüm noktasıdır.
Almanların Ermenilerden alıp veremediği nedir? Biraz anlaşılıyor mu, bilmiyorum.

Gariptir. Komünizmin mucidi ve Avrupa Birliği ile halen en büyük uygulayıcısı olan Almanlar,  Ermenilerin şahsında komünizmi ti ye alarak komünizmin mucidi ve savunucusu Ermeniler olduğunu sanırlar.

Radio Eriwan’a bi göz atın, parlak espriler de bulabilirsiniz.

Soru: Şimdi, Rus vatandaşlarının ev eşyalarını internetten ısmalayabildikleri doğru mu?
R.E. Doğru, teslimat da internetten yapılıyor.

19 Nisan 2013 Cuma

5 ELMA İLE 2 ARMUT KAÇ EDER


5 elma ile 2 armut kaç eder.

Herkesin bildiği basit bir matematik kuralıdır: Elma ile armut toplanmaz.

Ancak devlete göre toplanıyor; Devlete göre 5 elma ile 2 armut 7 elma yapıyor. Armut yoktur. Armut dediğin, elmanın kart kurt halidir vesaire. Kürtlere göre de elma ile armut, kerhen de olsa, toplanabiliyor.

Ortak akıl silah susmalı, barış konuşulmalı diyor. Barışı konuşuyoruz.

“Resmi Görüş” Kürt yoktur diyordu. Sivil Otorite Kürtler kardeşimizdir diyor. Kürt kim, ne, hani nerede? Onlar Kürt değil ki, onlar kardeşimiz. Kürt yoktur demekle Kürtler kardeşimizdir demek aynı şey. Batı cephesinde, “Resmi Görüş”te değişen yok.

Eskiden dağların yamaçlarında “At, vur, öğün” yazılıydı. Kim kimi niye vursundu, neden öğünsündü? Bugün karakolların duvarlarında “Hedef olma, hedef küçült” yazılı. Kim kimden dolayı hedef küçültsün, kime hedef olmasın? Doğu cephesinde “Resmi Görüş”te değişen yok.

Serok Apo'nun 30 bin silahlı adamı vardı. Barış olmazsa 50 bin kişiyle geri döneriz diyorlar. Silahlı mı, silahsız mı çıksınlar mış? 2 bin kişi çıksa ne olur, çıkmasa ne olur? Eskiden devlet terörist ile masaya oturmazdı, şimdi Kürtler oturuyormuş gibi gözüküyor. Özde değişen yok.

“Resmi Görüş” kendine ters, tashihe muhtaç bir inançtır. Türk – Kürt kardeşliği Ağrı Dağı'nın gaspı üzerine kurulu, nafile çabadır.

Doğuda hep farklı olgu vardı, hep var olacak. Kürtler kardeşimizdir tezi üzerine, anayasa yapmak, düzen oturtmak mümkün değil.

Barış konuşuluyor muş gibi yapmayalım. Gelecek yazımda Kürtler ve Kürdistanı konuşalım. Barışı konuşalım.

11 Nisan 2013 Perşembe

KÜRTLER KARDEŞİMİZ - ERMENİLER DEĞİL

Karşınızdan iki kişi kavga ederek üstünüze geliyor. Gürültü, patırtı, vaveyla kavganın ortasında kalıyorsunuz. Kavga bitiyor. Neden sonra, olayın şaşkınlığını atlatınca ceplerinizin boşaltıldığını anlıyorsunuz. Aslında o iki kişi kanka, kavga etmediler. O iki kişi ceplerinizi boşaltmak için size özel düzmece Tufan yarattılar. Bu bir gasp, hırsızlık yöntemi. Polis literatüründe bunun bir tabiri de var ama hatırlayamadım.

1980 li yıllarda Abdullah Öcalan Mesut Barzani ile anlaştı, kamplarını Kuzey Irak'a taşıdı. Takibeden yıllarda Sıkı Yönetim Güneydoğu illerini kapsayacak şekilde genişletildi. Böylece Güneydoğu Anadolu savaş alanı oldu. Doğu sorunu Güneydoğu sorunu oldu.

O günlerin birinde Ohal Bölge Valisi Hayri Kozakçıoğlu İstanbul Etiler Spor Tesislerinde bir brifing verdi. Sn. Kozakçıoğlu “İstediğimi vurdurabilir, soruşturmaya gerek yoktur diye dosyasını kapatabilirim.” “Basına önemli görevler düşüyor” dedi. Oturumu Hürriyet Başyazarı Sn. Oktay Ekşi yönetmişti. Bütün gazetelerin köşe yazarları, Sn. Doğu Perinçek, Sn. Altan Öymen gibi simalar, yabancı basından bazı kişiler, hepimiz oradaydık. Çok kısa geçiyorum: Sn. Güngör Mengi Sabah Gazetesi Başyazarı idi, brifingden sonra, takım arkadaşlarına “Gazetemde, Güneydoğunun G sini bile duymak bilmek istemiyorum” talimatını veriyordu....

Birleşmiş Milletler Göçmen Bürosu Hollandalı Başkanı Güneydoğudan o günler, bu çok fazla yorumu ile, 1 milyon 300 bin kişinin göç ettirildiğini duyuruyordu. Ben turizmciyim. Ohal'den önce Mardin ve Midyat Süryani, Nusaybin Nesturi şehirleri idi. Oralarda Kürt yoktu.

Bugün Mardin Kürt şehri, Ahmet Türk BDP Mardin Milletvekili. Devlet ile Kürtler çarpıştı, Süryaniler buharlaştı. Bu olayın yukarıdaki gasp yönteminden ne farkı var? Şaşkınlığımız geçmedi, göremiyoruz, bilmiyoruz.

Süryaniler Türk Bayrağı altında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti güvencesi altında yaşayan, vatani görevini yapan, vergisini veren, Türk vatandaşlarıydı. Ohal ilan edildi, Ohal kaldırıldı Süryaniler yok oldu. Oysa, o gün brifingden anlaşılan devletin terörü bitirme arzusu idi, devletin Güneydoğuda etnik temizliğe alet olacağı, Süryani mülklerinin Kürtlere verileceği anlaşılmıyordu. Kürtlerin kardeşimiz.

Filmi biraz geri saralım. Bizim Doğu sorunumuz vardı. Basit bişeydi, basit bişey bildik. Memurlar Doğuya gitmek istemezdi. Doğuda mecburi hizmet vardı. Sorun mecburi hizmet idi, Doğunun geri kalmışlığı idi. Doğuda Ermeniler varmış, Ermeniler sürülmüş, topraklarına Kürt kardeşlerimiz yerleşmiş. Bunları duymadık bilmedik. Ermeni yok, Kürt yoktu ki bilelim. Sadece biz sıradan vatandaşlar değil 30 yıl bu ülkede devletin tepesinde olmuş Sn. Demirel bile “Komünizm yıkıldı, orada bir Ermenistan olduğu ortaya çıktı” diyecek kadar Ermenilerin varlığından bihaberdi. Ermenilerden boşaltılan topraklar burası Kürdistandır diye dayatılıyor göremiyor, kavrayamıyoruz. Kürtler kardeşimiz...

Kürtler kardeşimiz, Ermeniler değil olursa, adalet sağlanamaz, devletin meşruluğu tartışma konusu olur. Bayrağı altında bulundurduğu vatandaşlarının mülkünü mahremiyetini korumak o devletin onuru olmalıdır.

Filmi biraz daha geri saralım:
İnsan onuru çıkılmıştır, Dağ devletindir, bundan böyle devlet otoritesi esastır. Ermeni yoktur (Ermenice yasaklanmış, Rusça Resmi dil ilan edilmiştir). Yıl 1829. Bu kısmın kitabı var, ayrıca kitaplar konusu.

Anayasa yapılamıyor... Anayasa var, Dağın kellesinde yazılı, tüm insanlık için var.

İnsan onuru, mülkiyet, konut, aile kutsanmıştır, kutsaldır, mahremdir, dokunulamaz. Devlet vatandaşın onurunu, mülkünü, mahremiyetini akorumakla mükelleftir.

İstinadı Gemidir, Ararat'ın çıkılmazlığı, kutsiyeti, ulaşılamazlığıdır.

Anayasa yapmanın yolu, yöntemi de var:

“1982 Ağrı Dağı Resmi Turizm Protokolü” devletin bütün kurumlarının katılımlarıyla, 10 sene uygulanmaya çalışılmış resmi bir protokoldür. Bu protokol meclise gelecek, “Resmi Görüş”ün çelişkisi (aymazı, imkansızlığı) görülecek, Anayasanın istinadı ortaya çıkacak. Ulvi Kanun anayasa olacak.

İnsanların öğrenme ihtiyacı için Dağ ziyaret edilebilir olacak, turizmle oralar kabeye eş değer huzura refaha bolluğa kavuşacak.

Kaynakça:
Reise zum Ararat, Prof. Parrot, Berlin 1834
Ararat'ın İtibarı, Mustafa Bilgili, İstanbul 2009 (Nuhun Dağı ve Ağrı Dağı'na Yolculuk aynı kitabın daha önceki baskıları).